Seminerin ilk günü. Washington Convention Center'dayız. Konuşmacı konuya çok hakim konuşuyor. Konuşurken espriler yapıyor. Kişileri ayağa kaldırıp bir kaç hareket yaptırıp yerine oturtması ayrıca komikti. :) Eğlenceli başladı.

İlk konuşmanın konusu daha çok neyi napıyoruz nasıl yapıcaz arkadaşlar size nasıl yardımcı olacak şeklinde genel bir bilgilendirme konuşmasıydı.

Aynı zamanda Azure ML üzerinde küçük bir demo yaptı ve Cloud üzerinde işlerin nasıl kolay olduğundan felan bahsetti.

İkinci konuşmacılar (biri daha önce 7 yıl Oracle da çalışmış) migration'ın nasıl olması gerektiğinden süreçlerin nasıl işlemesi gerektiğinden felan bahsettiler.

Arada hemen bizim oralardan gelen türkü buldum :) Kaçırır mıyım? Hemen belli ediyorsun abi kendini dedim. Kahkahalaştık. "O kadar mı belli oluyor?" sorusu geldi ardından :) yine gülüşmeler.

Zaman zaman buluştuk ve birlikte yemek ve kahve araları vermiş olduk. Bu arada müthiş Latte ve Kahve tatları var. Gerçekten takdire şayan.

Sonrasında SQL Tiger Team ile tanıştık. Birçok olayı bu arkadaşlar gerektiğinde yerinde dahi inceleme yapıyorlarmış. Öyle söylediler :) Onların yalancısıyım.

2.Session da maalesef benim katılmamı gerektiren bir Session değildi. Bende kendime bir oda bulup çalışmayı uygun gördüm.

Bu sıralarda birçok kişi ile birçok farklı muhabbet etme imkanım oldu. Bunlar çok güzel tecrübelerdi. İngilizce pratik yapmış olmanın yanında birşeylerde öğrendim.

Günün son etkinliği "Hands on Labs" isimli oturumdu.

En fazla şeyi şimdilik bu eğitimde öğrenmiş oldum sanırım. High Availability ve Always On üzerine bir oturumdu. Doğrudan teknolojiyi geliştiren ekipten insanlar oradaydı. Birçok konuda sorular sorup birçok konuda yanıtlar almış oldum ^^ En beğendiğim oturum bu oturum oldu.

Sonrasında şehiri biraz turlamanın vakti gelmişti.

Öncelikle kardeşimin "Abi muhakkak oraya gidince telefon hattı al en azından kafan rahat olur." tavsiyesine uyup (Şehrin her yerinde ücretsiz internet olmasına rağmen, bağlantı problemi çektiğim zamanlar oluyordu gerçekten.) hat almak için AT&T veya T-Mobile aradım.

Otobüs durağında duran 2 kıza nereden alabileceğimi sordum. Sağolsunlar çok yardımsever insanlar, hemen bakınmaya başladılar. Buldular da, bulamadıkları için de birçok özürler dilediler :) Yardımcı olma zorunluğu hissetmeleri gerçekten güzel. ^^ Sağolsunlar. Beni yönlendirdikten sonra yanlarından ayrıldım.

AT&T hat almak için görmüş olduğum ilk yerdi. Bende hiç vakit kaybetmeden girdim içeri. Hemen 2 tane kız karşıladı beni ve adımı sordular. Tablet üzerinden adımı girdiler. Kocaman bir yer. İçeride bir kaç tane bizim sıra aldığımızda numaralarımızın belirlenmesi için konulan ekranlar gibi ekranlar var. İsminiz ve bir nevi sıranız orada görünüyor.

5-10 dk içnde işlemlerimi yapmak için görevlendirilen kişi geldi. Çok uzatmadan işlemlerimi halletti ve kartımı almış oldum. 1 ay boyunca kullanabileceğim sınırsız arama, sınırsız mesaj ve sınırsız interneti 45 $ (52$ dı sanırım vergiler dahil) 'a almış oldum. Türkiye ye göre çok ucuz olduğunu söylemek mümkün. (Sakın 3 ile çarpmayın :))

Teknolojiyi çok efektif kullandıklarını söylemek sanırım doğru olur. Bir şekilde günlük yaşamlarının her tarafına eklemişler.

Hattı aldıktan sonra kongre merkezinden görünen deniz görüntüsüne kapılıp, gördüğüm görüntü istikametinde yürümeye başladım. Bir müddet sonra balıkçılar çarşısı olarak adlandırabileceğimiz bir mekana geldim. Müthiş ağır kokan bir yerdi. Çinli, daha doğrusu Asyalı diyelim abi ve ablalarımızı orada bolca görmek mümkün.

Unutmadan söyleyeyim, ben bu yolu yürürken sürekli her köşe başında hemen hemen bir evsiz gördüğümü söylesem yalan konuşmuş olmam. Ciddi manada evsiz var.

Asıl vardığım yer ise tamamen evsizlerin mekanıydı. Üzerine battaniyesini alan gelmiş. Bir müddet orayı izledikten sonra tekrar yürümeye başladım. Seattle sokakları insanın içini açıyor. Yürümek istiyor insan sürekli. Ben de o akşam bayağı yürüdüm sanırım.

En çok dikkatimi çeken şeylerden birisi ise insanların güler yüzlülüğüydü. Kafanızı çevirmeniz esnasında biriyle yüz yüze geldiğiniz zaman insanlar size gülümsüyor ve "Hi" diyor :) Hatta ışıkta beklerken birden kendinizi hiç tanımadığınız biri ile sanki daha önceden tanışıyormuş gibi bir muhabbet içinde bulabilirsiniz.

Kimileri ile çokça kimileri ile azca muhabbet etme fırsatı buldum. Azıyla da çoğuyla da fikirlerinizin ve düşüncelerinizin önemsendiğini hissettiriyor buradaki insanlar size.

Otele doğru yürürken karşıdan karşıya geçeceğim bir sırada yine "homeless" olarak tabir edilen insanlardan birini gördüm. Bu sefer bir anne. Fotoğrafını çekmek isterdim sizlere. Elinde bir karton; İki çocuğuna bakmak zorunda olduğunu, kısacası meramını belirten bir kaç kelime. Hani dilenciler mahzun olur ya. Bu da mahzun fakat gülüyor :) Çok ilgimi çekti. Birilerinin gözlerinde bir umut ışığı gördüğünüzde anlarsınız. Umutlu homelesslardan işte :) Karınca kararınca yardım etmek istedim bende ondaki umutlu gözlerin inancı ve insanların bu şekilde olmalarının mahçupluğuyla.

Saat 7:30 sıralarıydı. Otelde adımıza düzenlenen bir yemek vardı. Fakat o kadar yorulmuşum ki, bir de saat farkı tabii, yatağa kafamı koyar koymaz uyumuşum :)

Sonra da gece 2:30 da da uyandım tabi :)

Sonrası sabaha kadar ayaktayım :)

Diyebilmeyi çok isterdim tabii :)